Hakkımızda
Masanın bir yanında siz, öbür yanında biz
Burada dükkânın nasıl işlediğini, işe nereden başladığımızı ve kapıdan kimlerin girdiğini anlatıyoruz. Kısa tutmaya çalıştık. Ama dikişten söz açınca uzatmadan duramıyoruz.
Nasıl düşünürüz
Önce dikişin ne dediğine bakarız
Bir kıyafet size dar ya da bol geliyorsa, onu biri bir ölçüye göre dikmiştir. O ölçüyü anlamadan makasa uzanmak kolaydır. Ama sonradan pahalıya patlar.
Bu yüzden önce içine bakarız. Dikiş payı kalmış mı, astar nasıl tutturulmuş, kumaş yıkanınca çekmiş mi? Pay yoksa beli ya da boyu istediğiniz kadar oynatamayız; bunu daha ilk dakikada söyleriz.
Sıfırdan dikimde iş tersine döner. Kumaş boştur, kalıp bizim elimizdedir, asıl soru sizin nasıl hareket ettiğinizdir. Kolunuzu çok mu kaldırıyorsunuz, günün çoğunu oturarak mı geçiriyorsunuz, çantayı hangi omzunuza asıyorsunuz? Gömleğin kolu buna göre kesilir.
Hangi işlere baktığımızı okuyunMasadaki kurallar
İşi nasıl yürütürüz
Söz uçar, defter kalır.
Konuştuğumuzu deftere yazarız
Ne istediğinizi, hangi yerin değişeceğini, kıyafeti ne zaman almak istediğinizi bir deftere geçiririz. Teslim günü “ben başka demiştim” diye tartışmayalım diye.
Yetişmeyecekse “yetişir” demeyiz
Düğüne üç gün var ve iş dört gün sürecekse bunu kapıda söyleriz. Başka bir çare arayalım derseniz ona da bakarız.
Sökmeden önce izine bakarız
Sökülen dikiş, özellikle ince kumaşta, iz bırakabilir. İşe girişmeden önce bunu size gösteririz; ütüyle geçip geçmediğini de deneriz.
Bilmediğimizi de söyleriz
Elimize ilk kez geçen bir kumaş çıkabilir. O zaman önce görünmeyen bir köşede deneriz, sonra asıl yere geçeriz. Deneme kötü çıkarsa işe başlamadan konuşuruz.
Kapıdan kim girer?
Dükkâna gelenler
Kimi gün biri işe giderken uğrar, elinde paçası yerde sürünen bir pantolon vardır. Kimi gün anne kız birlikte gelir, ellerinde bir gelinlik kılıfı. Dolapta yıllardır bekleyen bir ceketi çıkarıp “bununla ne yapılır?” diye soran da olur.
Mahalleli olmanız gerekmiyor; İstanbul’un başka yerinden gelenle de çalışırız.
Terziye ilk kez gidiyorsanız çekinmeyin. Bir şeyin adını bilmiyorsanız eliyle gösterin, “şurası” demeniz yeter. Biz zaten bakarak anlıyoruz.
Gelin, konuşalım
İşinizi bir yazın, gerisini konuşuruz
Ne yapılacağını mesajda anlatmanız yeter. Sormak istediğiniz bir şey varsa o da olur.